
Japonca, üç farklı yazı sisteminin bir araya gelmesiyle oluşan zengin bir dildir: Hiragana, Katakana ve Kanji. Hiragana daha çok günlük dilde, eklerde ve fiil çekimlerinde; Katakana yabancı kelimelerde; Kanji ise kök sözcüklerde ve isimlerde kullanılır. Bu sistemler sayesinde Japonca hem görsel olarak hem de anlam katmanları bakımından eşsiz bir yapıya sahiptir.
Kanji, özellikle Japonca öğrenenlerin en çok ilgisini çeken kısımdır. Çünkü her bir kanji, aslında bir resimden doğmuştur. Geçmişte doğayı, insanı ve nesneleri temsil eden çizimler zamanla soyutlaşıp yazı sistemine dönüşmüştür. Bugün hâlâ kanjilere baktığınızda bu resimsel tarafı görebilirsiniz.
Örneğin, 「女」 (onna) “kadın” demektir. 「子」 (ko) ise “çocuk” anlamına gelir. Bu iki karakter birleştiğinde (好)き (su) ki ortaya çıkar ve “sevmek” anlamını taşır. Yani bir kadının çocuğuna sarıldığı hayali, kanjinin içinde resim gibi gizlidir. Dil öğrenirken bu bağları keşfetmek, kanjiyi sadece kuru bir sembol olmaktan çıkarır, onu bir hikâyeye dönüştürür.
İşte tam da bu yüzden Japonca öğrenmek sadece bir dil öğrenmek değil, aynı zamanda resimleri okumayı öğrenmek gibidir. Karakterlere bakarken onların ardındaki hikâyeyi görmek, öğrenmeyi çok daha keyifli ve kalıcı kılar. Kanjiyi anlamlandırdıkça dilin aslında ne kadar mantıklı ve eğlenceli olduğunu fark edersiniz.

