Edebiyat & Sanat

Sanatın Sessiz Gücü ve Viyana’da Bir Kilise

Sanat çoğu zaman “usta işi eserlerle” ölçülür. Oysa fırçayı eline alan herkes, ister usta olsun ister amatör, kendi iç dünyasına bir pencere açar. Sulu boyada renklerin birbirine karışması, bazen kontrol edemediğimiz lekeler, hayatın da kusurlarıyla birlikte güzel olduğunu hatırlatır.

Tarih bize sanatın reddedildiği anları da gösterir. Gençlik yıllarında ressam olmayı düşleyen Adolf Hitler, Viyana’da sanat akademisine kabul edilmedi. Resimleri yetersiz bulundu, hayalleri kapının eşiğinde kaldı. Söylentilere göre, Stephansdom’un gölgesinde, sigarasını yaktığı için bir kiliseden kovuldu. Belki sadece küçük bir olaydı, belki de hayatın ona sunduğu ilk “reddedilişlerden” biriydi. Aynı kapıların önünde ise yüzyıllar boyunca başka bir figür sessizce varlığını sürdürmüştü: bir yeniçeri askeri. Rivayete göre Osmanlı kuşatmaları sonrasında esir düşen bu asker, kilisenin gölgesinde yaşamış, yıllarca orada kalmıştı. Sessizliğiyle taşların arasında kaybolmuş, zamanın akışını seyreden bir gölgeye dönüşmüştü. Aynı kilise Hitler’i kovarken bir yeniçeri askerine kucak açmıştı.

Biri geçmişin unutulmuş nöbetini, diğeri geleceğin karanlık adımlarını temsil ederken, sanat yine de varlığını sürdürdü. Bazen küçümsendi, bazen kapılardan kovuldu ama asla yok olmadı. Çünkü sanatın asıl gücü, ödüller kazandırmasında ya da alkış toplatmasında değil, insana iyi gelmesindedir.

Bir tabloya bakarken ya da fırçayı kâğıda sürerken ruhumuzun yaraları yavaşça kapanmaya başlar. Belki de bu yüzden sanat, bir kilisede, bir atölyede ya da küçük bir evin masasındaki fırça darbelerinde aynı şifayı taşır. Sanat, bizi onaylayan gözler olmasa da, her zaman iyileştiren sessiz bir dosttur.

Tek tıkla güncel kal: Abone Ol

Bültenime abone olun, güncel kalın