Her yıl girişimciler için onlarca yarışma, ödül ve destek programı düzenleniyor.
Sahneye çıkan herkesin hayali aynı: “Emeklerim fark edilsin, işim görünür olsun.”
Gerçekten hak eden mi seçiliyor, yoksa en çok dikkat çeken mi?
Başvuru Masası: Kimin Yarışmaya Hakkı Var?
İş dünyasında yarışmaların ortak noktası şu:
Şirketinizin belli bir ölçekte olması gerekir.
İşinizi belirli bir süre sürdürmüş olmanız gerekir.
Ve en önemlisi, bir hikâyenizin olması gerekor.
Bu sahneye çıkan herkes aynı hayalle gelir: işini büyütmek ve adını duyurmak.
Kağıt Üzerinde Net Görünen Kriterler
Değerlendirme ölçütleri kulağa tanıdık geliyor;
Risk alabilme
Cesaret gösterme
İşini büyütme vizyonu
Sağlam bir iş modeli kurma
Müşteriye değer yaratma
Kağıt üzerinde her şey nettir. Ama işin sırrı şudur: Bu kriterler nasıl ölçülüyor?
Şeffaflık Meselesi
İşte burada soru işaretleri başlar.
Bir girişimcinin risk alma cesareti kaç puan eder?
Bir iş modelinin sağlamlığı nasıl kıyaslanır?
Ya da vizyon kimin gözünde daha parlaktır?
Çoğu zaman bunları bilmiyoruz.
Sonuçlar açıklanıyor, kazanan sahneye çıkıyor, alkışlar yükseliyor.
Ama sürecin kendisi… kapalı bir kutu.
Ve o kutu şu soruyu aklımıza getirir:
Kazanan gerçekten hak eden mi, yoksa en iyi görünen mi?
İnsan Faktörü
Unutmayalım, karar vericiler de insan.
Birine göre en önemli şey finansal başarıdır.
Bir başkasına göre müşteri ilişkileri.
Kimi büyüme vizyonuna bakar, kimi cesarete.
Sonuç? “Hak eden” tanımı, aslında bakış açısına göre değişir.
O yüzden mesele yalnızca ödül kazanmak değildir.
Mesele, iş dünyasında şeffaflık talep etmektir.
Çünkü şeffaflık yoksa güven de yoktur.
Ve ödülün değeri, yalnızca verilen plaketle değil, ona duyulan güvenle ölçülür.
Sevgili dostlar,
Girişimcilik yolculuğunda ödül almak güzeldir.
Ama en büyük ödül, sahnede değil; kendi işimizi kurarken, risk alırken, büyütürken aldığımız yolculuğun kendisidir.
Gerçekten hak eden mi seçiliyor, yoksa en iyi hikâyeyi anlatan mı?

