Site icon cansuevcik

Yapay Zeka Çağında İnsan Kalabilmek

Teknoloji soğuktur ama onu kullanan eller soğuğu kırabilir.

Yapay zekâ artık hayatımızın her yerinde.
Metinler, başvurular, e-postalar; hepsi birkaç saniyede hazır.
Ama ne kadar “doğru” görünürse görünsün, her satırın ardında bir insan olmadığında o metin eksik kalıyor.

Geçenlerde bağlantılarımdan biri bir paylaşım yaptı.
Bir başvuruya verilen cevap; tamamen yapay zekâ tarafından yazılmıştı. Hatta e-postada şöyle bir dönüş vardı “Sevinerek reddediyoruz.”
O kadar otomatikti ki, e-postanın içinde prompt metni bile kalmıştı.
Yani kişi kopyala yapıştır yapmış, ama okumaya bile zahmet etmemişti.
Sonuçta karşı taraf yazının içindeki yapaylığı fark etmiş kabul edilmediğine sevindiğini belirtiyordu küçük bir ironi ile.
Birinin emeğini değil, bir yapay zekânın çıktısını reddetmek; bir metni değil, bir temassızlığı reddetmekti aslında.


Zekâ Yeterli Değil; Duygu Eksikse Her Şey Yarım

Yapay zekâ doğru kelimeleri seçebilir, cümleleri düzgün kurabilir;
ama his taşıyamaz.
Bir insanın parmak izini, düşünme şeklini, o içten sıcaklığı yansıtamaz.
Oysa iletişim dediğimiz şey tam da budur;
karşındakine “ben seni anladım” dedirtebilmektir.

Benim için yapay zekâ bir araçtır, bir ortak gibi düşünürüm;
ama son sözü hep kalbim söyler.
Çünkü duygu olmadan anlam olmaz;
anlam olmadan da güven doğmaz.


Teknolojiyi Değil, Güveni İnşa Etmek

CE² olarak her sistemin merkezine insanı koymaya çalışıyoruz.
Otomasyonu, yazılımı, tasarımı bir yana;
önce hissi düşünüyoruz.
Bir satır kodda, bir e-posta yanıtında, bir müşteri notunda bile o insani dokunuşu bırakmaya gayret ediyoruz.
Bizim işimiz sadece sistem kurmak değil;
güveni, samimiyeti ve emeği korumak.


Yapay zekâ hızlıdır, pratiktir, etkileyicidir;
ama dokunamaz.
Yazabilir ama hissettiremez.
Bu yüzden teknolojiyle ilerlerken unutmamak gerekir;
Tuşlara dokunmak kolay olabilir ama bir kalbe dokunmak ancak bir insan tarafından gerçekleştirilebilir.

Exit mobile version